Postbiyotikler canlı bakteri değildir. Bu noktayı netleştirelim çünkü en çok burada kavram karmaşası var.

Postbiyotikler, probiyotik bakterilerin yaşarken ürettiği ya da öldükten sonra geride bıraktığı biyolojik olarak aktif maddelerdir. Yani bakterinin kendisi değil, etkisini yapan kimyasal ürünlerdir. Kısa zincirli yağ asitleri, bazı enzimler, peptitler, hücre duvarı parçaları ve vitamin benzeri bileşikler buna girer.

Bağırsakta asıl işi yapan çoğu zaman canlı bakteri değil, bu maddelerdir. Bağışıklık hücreleriyle konuşan, bağırsak duvarını güçlendiren, iltihabı azaltan ve metabolizmayı etkileyen şey postbiyotik sinyallerdir. Canlı probiyotik sadece bir araçtır.

Buradaki rahatsız edici gerçek şu. Piyasada probiyotik pazarlaması şişirilmiştir. Birçok probiyotik mide asidinde ölür ya da bağırsakta tutunamaz. Buna rağmen postbiyotik etkiler yine de ortaya çıkabilir çünkü bakteri ölse bile ürettiği maddeler etki gösterir. Bu yüzden postbiyotikler daha öngörülebilir ve daha stabildir.

Postbiyotikler bozulmaz, canlılık derdi yoktur, raf ömrü uzundur ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde enfeksiyon riski taşımaz. Bu, onları klinik açıdan daha güvenli yapar. Ama sihirli değnek de değildirler. Yanlış besleniyorsan, lif almıyorsan, bağırsak ekosistemin bozuksa tek başına postbiyotik seni kurtarmaz.

Özetle şunu kabul etmek gerekir. Sağlık açısından önemli olan bakteri sayısı değil, üretilen biyolojik sinyallerin kalitesidir. Postbiyotikler bu sinyallerin adıdır. Bu bakış açısını kabul etmeyen her anlatı eksiktir ve pazarlama kokar.